Bürokrasi Nedir?

'Bunları biliyormusunuz' forumunda Blue tarafından 16 Oca 2010 tarihinde açılan konu

  1. Bürokrasi Bürokrasi Nedir?
    Bürokrasi Tanımı




    bürokrasi terimi ilk olarak 1745 yılında Vin-cent de Gournay tarafından, büroların kamu yönetiminde artan egemenliğini tanımlamak için kullanılmıştır. bürokrasi, latince “burrus” ve “kratic” kelimelerinden oluşmuştur. Kın-tie/kratos üstünlük, Hakimiyet anlamında olup Bürokrasi ofisin, büronun veya makamın üstünlüğünü ifade etmek üzere kullanılmıştır. Nasıl eski Yunanistan’da “demos” halk, “de*mokrasi” iktidarın halkta olduğu siyasî yapıyı anlatıyorsa, “bürokrasi” de bürolarda çalışan*ların (bürokratların) iktidara sahip olduğu ve*ya en azından siyasal hayatta Ö nemli rol oyna*dıkları bir yönetim biçimini anlatmaktadır.
    Bürokrasi olgusunun da bu denli ö Nem ka*zanması yeni burjuvazi ve ulus devletin ort Aya çıkması ile yakından ilgilidir. Batı Avrupa’da yeni oluşan burjuvazi, feodal yapıyı yıkarak da*ha geniş bir alanda ticarî faaliyette bulunmak istiyordu. Böylece kilise, senyörlerve kral ara*sında bölünmüş otorite alanlarının tek bir merkez hiyerarşisinde bütünleşmesi, merkeze bağlı bir bürokratlar sınıfını gerektiriyor veya burjuvazinin isteklerine uygun merkezî yapı, bürokrasi sayesinde mümkün olabiliyordu. Bölünmüş Toplumsal yapı, gelişen burjuvazi*nin ticarî faaliyet ve ihtiyaçlarına cevap vere*miyordu. Gelişen burjuvazi ile birlikte eski otorite sahipleri olan senyörlerve kilise gittik*çe güç kaybederek dirençleri kırıldı. Bu geliş*me sürecinde burjuvazinin isteğine uygun güç*lü krallıklar ort aya çıktı. Geniş bir coğrafî alanda rakipsiz otoritelerini kuran krallar emirlerini yerine getirecek olan güvenilir bü*rokratik yapılr kurmaya başladılar. Ortaya çı*kan en önemli bürokratik kurum ulusal savun*ma ve iç düzenin sağlayıcısı olarak ordu kuru*mu olmuştur. Ulusal devlet bu sürekli ordula*rı ayakta tutmak ve bazı kamu hizmetlerini gerçekleştirmek için sürekli bir gelir kaynağı*na ihtiyaç duymuş, vergi sisteminde bir takım reformlara girişmiştir. Bu da meslekî bilgileri yüksek devlet personeli yetiştirilmesi ve güve*nilir örgütler kurulmasını gerektirmiştir. Geli*şen iç ve dış ticaret, aynî ekonomiden para ekonomisine geçiş sonucu rasyonel hukuk ku*ralları ihtiyacı doğmuş. Roma hukuku Avru*pa’da önem kazanmış ve akademik eğitim gör*müş hukukçular bürokraside önemli yer tut*maya başlamıştır. Ayrıca aristokrat soylu sını*fın siyasal iktidarı tekrar ele geçirme çabaları kralları kendilerine bağlı bir memurlar grubu oluşturmaya zorlamıştır. Böylece idarî görev*leri yürütebilmek amacıyla giderek artan sayı*da memur görev almıştır. Ortaya çıkan me*mur görevliler ordu su, demokratikleşmenin gelişmesiyle krala bağlılıktan ulus adına vazi*fe görmeye başlamış, teknolojik ve toplumsal değişmeyle birlikte bu görevliler için iş bölü*mü ve uzmanlaşma önem kazanmıştır.

    Bugün bürokrasi kelimesi değişik anlamlar*da kullanılmaktadır. Bu kullanımlara baktığı*mızda kelimenin, biri nesnel ve tanımlayıcı, di*ğeri duygusal ve kötüleyici olmak üzere iki an*lamda kullanıldığını görmekteyiz. Nesnel an*lamda kavram, bir örgütün programlarını ger*çekleştirmek için kullandığı insan gücü, bina*lar, yöntem ve otorite sistemini belirtmek için kullanılırken, duygusal anlamda işlerin uzama*sı, yetkisini kötüye kullanan, kendi çıkarını ön planda tutan asalak bir toplumsal sınıf, kırtasi*yecilik, sorumlu tukyüklenmcklen kaçınma an*lamında kullanılmaktadır. 1798′de yayımla*nan Fransız Akademisi Sözlüğü, 1813 tarihli Alınan Yabancı Terimler sözlüğü, Meydan Lcı-mttsse Ansiklopedisi bu Kelimeyi olumsuz an*lamda kullanmışlardır. kelime, Anlam olarak, 1- işlerin yürütülmesinde idarenin gücü ya da etkisi,

    2- Memurlar/bürokratlar topluluğu,

    3- Devlet örgütüne ya da herhangi bir idarî Ör*güte bağlı üyelerin gücü anlamlarını ihtiva et*mektedir.

    Bugün kelime sosyal bilimlerde “hiyerarşik bir yapı içinde örgütlenmiş, kişisel olmayan ge*nel kurallara ve işleyiş ilkelerine göre çalışan profesyonel görevliler grubu” olarak kabul edilmekte ve günlük kullanımlarda görülen olumsuz anlamı taşımamaktadır. Yukarıda be*lirtilen olumsuz özellikler ortaya çıktığında da bürokrasinin işleyiş özelliği olarak ele alınıp incelenmektedir.

    Bürokrasinin farklı işlevleri üzerinde de du*rulabilir. Bürokrasinin sosyal bütünleştirme iş*levi, üzerinde durulan ilk yönü olmuştur. Uzak habercisi olarak Platon’u gördüğümüz bu yön, toplumu bir filozoflar grubunun yönel*mesi ve mülkiyet sahibi olmayan bir görevliler sınıfının varlığı, bu ideal düzen ve istikrar ça*balarının ilk işareti olarak görülmektedir. Ba*tı Avrupa’daki tarihsel gelişmeyi yakından iz*leyen Hegel, bürokrasinin toplumu bütünleşti*rici fonksiyonu üzerinde düşünerek, toplum*sal Denge ve ulusal bütünleşmenin sağlanma*sında bürokrasiye önemli roller yüklemiştir. Hegel’c göre bürokrasi, sivil toplumun, ayni ti*carî sınıfın gözetemediği genel çıkarları göze*tecek; yeni rekabetçi ticarî sınıfa, yani sivil top*luma karşı rasyonelliğin temsilcisi olacak ve toplumsal çatışm ayı önleyecektir. Wittfogel de Oıiental Despotizm adlı çalışmasında bü*rokrasinin bu bütünleştirme fonksiyonu üze*rinde durmuş, Doğu toplumlarında mutlak ik*tidarın güçlü bir bürokrasi sayesinde kuruldu*ğunu, toplumsal düzen ve dengenin bu sayede sağlandığını belirtmiştir. Aynı doğrultuda Şe*rif mardin, Eski Roma, Bizans, Sasani ve Os*manlı toplumlarının sosyal plüraliznıi çözme*de “devlet” örgütünü ortaya çıkararak başarı sağladıklarını belirtmiştir. Burada devlet deni*len Örgüt, bizim bürokrasi dediğimi/, olguyla çakışmakta ve merkeze bağlı görevlileri ifade etmektedir. Bugün bürokrasi az gelişmiş ülke*lerde yeni ulus yaratma ve sosyal plüralizmleri Çözme görevlerini önemli ölçüde yerine getir*mektedir. Faşist, Nasyonal Sosyalist ve hatta Sosyalist ülkelerin, bürokrasinin bütünleştirmc Fonksiyonundan önemli ölçüde yararlandı*ğı söylenebilir.

    Bürokrasiye Hegcl’in tam karşı kutbunda olumsuz tavır Marks’tan gelmiştir. Marks bü*rokrasiyi evrensel bir sınıf olarak görmemek*te, sosyal yapıyla birlikte ele almaktadır. He-gel’in ideal yaklaşımı Marks’ta tersine dön*müştür. Marks bürokrasinin toplumda denge sağlamaktan ziyade hakim sınıfın Baskı aracı olduğunu belirtmiştir. Bürokrasi toplumda or*ganik bir yere sahip değildir. Üretim ilişkileri*nin bir sonucudur. Sınıflaşmanın kalktığı bir toplumda bürokrasi de kalkacaktır. Marks bü*rokrasinin muhteva yerine biçimi koyacağına da işareı etmiştir.

    bürokrasiyi Özerk bir alan ve sistematik ola*rak ilk inceleyen Max Webcr olmuştur. We-ber bürokrasi olgusunu bir Örgüt sorunu ola*rak ele almıştır. Bürokrasinin incelenmesi, an*laşılması ve sınıflandırılmasının örgüt içinde*ki: 1-iş bölümü,

    2- Otoritenin yapısı ve daya*nağı,

    3- Her görevlinin konumu ve rolü,

    4- Gö*revliler arasındaki ilişkileri düzenleyen kural*ların niteliği aracılığıyla sağlanabileceğini be*lirtmiştir.

    Weber üç otorite tipi çizmiştir. Bunlar ideal tipler olup, otoritenin araçsal olarak kavram-laştırılmasıdır. Bu otorite tiplerine tekabül eden yönetim tipleri vardır. VVeber’in asıl üze*rinde durduğu modern gelişmeye en uygun bü*rokrasi tipinin yasal-rasyoncl bürokrasi oldu*ğudur. Bu bürokrasinin temel özellikleri ise şunlardır.

    1- işbölümü ve uzmanlaşma kaçınıl*mazdır

    2- Yönelim kurallarının konuş biçimi*nin yasal-rasyoncl olduğuna olan inanç, otor-teyi meşru kılar.

    3-Hiyerarşik kademe akılcı ve kişisel olmayan ilkelere göre düzenlenir.

    4- Memurlar işe alınırken liyakat esasına göre alınır ve kullandıı araçlar kendine değil, göre*ve tahsis edilmiştir. Bürokrasinin temel işlevi hizmet ifa etmek olduğundan siyasal iktidar değişse bile hizmetler aynı şekilde sürdürüle*cektir. Weber çağdaş sanayi toplumunun ge*rektirdiği ihtiyaçlara ancak bu şekilde iyi dü*zenlenmiş, uzmanlaşmış bir bürokrasinin ce*vap verebileceği kanaatindedir. Bu şekilde ör*gütlenmenin sanayi toplumunun bir gereği ol-

    duğunu, sadece devletin değil büyük sanayi şir*ketlerinin de bu şekilde örgütlenmesinin kaçı*nılmaz olduğunu belirtmiştir. Weber bu ya-sal-rasyonel bürokrasiyle ilgili bazı olumsuz gelişmelere de dikkat çekmiştir. ilk olarak tüm toplumun bürokrat [aşabileceği tehlikesi*ne dikkat çekmiştir. Bu, ilişkileri de içine alan rasyonel Mekanik bir dünya hayalı tehlikesi*dir. Weber statünün iş görmeden daha Öne ge*çebileceği ve bürokratların kamu çıkarını de-ğil, kendi çıkarlarını ön plana alacakları ve gi*derek toplumu siyaset dışı bırakmaya çalışa*caklarından kuşku duymaktadır.

    Weber bürokrasiyi sosyal ilişkiler içinde ele almış, ayrıca Marks’ın yaklaşımına katkı ola*rak özerk bir alan olarak sistematik bir şekil*de inceleyip teorisini kurmakla birlikte konu*nun işlevsel olmayan yönleri ve insan ilişkile*riyle ilgili yönü zerinde fazla durmamıştır. Bu eleştirileri şu noktalarda toplayabiliriz:
     
    Son düzenleme: 16 Oca 2010
  2. Cevap: Bürokrasi Nedir?

    a) Bürokratik yapının hakimiyeti, teknokra*si: Marks bürokrasinin kendini devletin en son amacı olarak göreceğini, muhteva yerine biçim koyacağını belirtmiştir. R.Michels, Bru-no Rizzi, James Burnham, M.Djilas, Galbra-ith ve Mills bürokrasiyi oligarşik bir egemen*lik sistemi olarak gördüler. Djilas Yeni Sınıf adlı eserinde sosyalist ülkelerde bürokrasinin yeni bir yönetici sınıf olarak kapitalistler gibi halkı sömürdüğünü ileri sürmektedir. Burn*ham da sanayinin gelişmesi, işlerin karmaşık*laşması aşırı bilgi ve uzmanlık istemesi sonu*cu siyasî ve Ekonomik bürokrasinin geliştiğini, siyasî ve ekonomik iktidarın bürokrasinin en üst kademelerindekilere geçtiğini belirtir. Bu Galbraith’in Yeni Endüstri Toplumu adlı çalış*masında “t ckno-strüktür” adını verdiği, Duver-gern’in “teknokrasi” dediği teknokrat sınıfın yönetimidir, bu gelişmeler klasik Demokrasi anlayışın güzden geçirilmesini gerekli kılacak niteliktedir.

    b) Bürokraside işlevsel olmayan yönler: Amerikalı Sosyolog Robert Mcrton, Weberci bir yaklaşımla bürokrasinin soyut ve genel dü*zenlemeler gerektirdiğini kabul ederek, kural*ların tarafsız bir şekilde uygulanmasının stan*dart bir davranışla mümkün olduğunu söylemckte ve aracın amacın yerine geçişi olan bi*çimciliği şöyle açıklamaktadır7: Nasıl bazı di*nî ayinlerde davranışın temelinde yatan kural kendi başına bir amaç olarak alınıyorsa, bü*rokraside de standartlaştırılmış disiplin ve dav*ranışlar amaç niteliği kazanmaktadır. Mer-ton’a göre bir bürokratik örgütü incelediğimiz*de ideal model olmak yerine kurallara bağlılı*ğın hem işlevsel olduğu ve örgütsel verimi art*tırdığı, hem de işlevsel olmadığı (dış fonksiyo*nel) ve verimi azalttığı görülebilir. Merton bu*nun dışında Örgütte işlevsiz yapıların da oldu*ğunu belirtmiştir.

    c) Bürokraside insan ilişkileri yönü, Grup ve çatışma: Amerikalı sosyolog Melville Dalton bir örgülte örgüt üyelerinin ve örgütsel grupla*rın daha geniş örgütsel amaçların zararına da olsa kendi kişisel çıkarları peşinde koşabile*ceklerini, güçlerini artırma mücadelesi verebi*leceklerini ortaya koymuştur. Bu çatışmaların giderek örgütsel yaşamın her alanını etkiledi*ğini, faaliyette bulunanlarca da faaliyetin res*mî politikalara uyumlu görünmesinin sağlandı*ğını belirtir.

    Fransız Sosyolog Crozier örgüt*sel yapının iç işleyişini daha ayrıntılı olarak açıklamaktadır. Crozier bürokratik yapıda ko*nan genel ve soyut kuralların hiç bir zaman her alanı kapsamadığını, her grubun kendi yet*ki alanını genişletmeye, bağımsızlığını koru*maya ve üst konumdakilerin keyfî müdahalele*rinden korunmak için mevzuatı ustalıkla kul*lanmaya çalıştığını belirtmektedir. Bürokrasi*de mevzuattan doğan belirsiz alanların her za*man olduğunu, bu durumun örgütteki meslek grupları arasında çatışma doğurduğunu bclir-lir. Mevzuatla düzenlenmeyen alanı dcncllc-yen grubun stratejik üstünlüğe sahip olduğu*nu ve Örgütsel ödüllerden büyük pay aldığını belirtir.

    d) Diğeryaklaşımlar: Bürokrasiyle ilgili deği*şik görüşler ortaya konmuştur. Bunlardan ör*gütsel büyüme ve örgütsel yeteneksizliğin ku*rumsallaşması yaklaşımı, konunun değişik yönlerine ışık tutacak niteliktedir. Merton ör*gütlerin başlangıçta amaçlarını etkinlikle ycri-nc getirirken, zamanla nötr veya olumsuz iş*levler edinebildiklerini göstermiştir, parkin-

    son ise buna rağmen Örgütlerin bir büyüme iÇinde olduklarını, iş yapmaktan ziyade kendi kendileri için genişlediklerini bclritmiştir. Bü*rokratik örgütlere bu olumsuz yaklaşımlardan bir tanesi Peter Prensibi adı verilen, bürokra*tik örgütlerin hiyerarşik yapısıyla alay eden ve örgütleri bir beceriksizler yığını olarak tanım*layan çalışmadır. Pcter, Örgütlerde herkesin başarılı olduğu müddetçe ilerlediğini, başarı*sızlık sınırına gelen kişinin ilerlemesinin dur*duğunu, dolayısıyla bürokratik Örgütlerde ba*şarısızlığa prim verildiğini belirtir.

    Toplumsal Yapılar ve Bürokrasinin Niteliği
    Bürokratik yapıların incelenmesinde dikka*te değer bir yaklaşım da bürokrasinin nitelikle*rinin toplumların içinde bulundukları bazı de*ğişkenlerle ne tür ilişki içinde olduğunun ince*lenmesidir. Bu yaklaşımda toplumun içinde bulunduğu sosyoekonomik koşullar, toplumla*rın gelişme düzeyleri, tarihî geçmişleri, top*lumsal güçler dengesi, toplumun politik terci*hi vb. bürokrasinin çevresi olarak incelenmek*te ve bürokrasi üzerinde yaptığı etkiler ele alınmakladır.

    Az gelişmiş ülkelerde bürokrasi sorunlarını inceleyen Einscnstat, az gelişmiş ülkelerin bü*rokrasilerinin, gelişmiş ülkelerinkinden farklı olduğunu, onların gelişmiş ülke bürokrasileri*ni taklit etliklerini, ülkenin yeni bağımsız ol*ması, geçmişte sömürge olması ve eski gele*neksel bir devletin devamında kurulması gibi olguların bürokrasinin yapısı ve işleyişi üzerin*de önemli etkisi olduğunu ve bu değişkenlerin bürokrasilerde önemli farklılıklar yarattığını belirtmiştir. Dolayısıyla lıcr toplumun tarihî geçmiş ve uygulaması bir bürokratik kültür ya*ratarak devam etmektedir.

    Bu yaklaşımda ge*nel olarak, sivil toplum alanının gelişmediği toplumlarda kalkınma çabalarını yürütme, ye*ni bir ulus yaratma çabalan bürokrasi eliyle sürdürülmekte ve bürokrasi bu toplumlarda gelişmiş ülkelere göre çok daha merkezî bir yer işgal et inektedir. Tarihî geleneği olan ülke*lerde de geleneksel bürokratik üslup devam etmektedir. Bu yaklaşım az gelişmiş ülkelerde gelişmiş ülkelere göre bürokrasinin üslubu*nun daha emredici olmasına dikkat çekmekte*dir. Ancak bu ülkelerde bürokrasi yeterince farklılaşmış ve uzmanlaşmış değildir.

    Günümüzde bürokrasinin iş bölümü ve uz*manlaşma özelliklerine sahip olarak belirli bir hiyerarşik yapı içinde örgütlenmiş, kişisel ol*mayan, genel kurallara göre işleri yürüten gö*revliler olduğu söylenebilir. Artık günümüzde sadece kamu sektörü değil sanayi işletmeleri de büyük bürokratik örgütler olarak belirmek*tedirler, hicks, serbest bireysel girişimin, ilk aşamasından sonra kurumsallaşarak bürokra*tik bir örgütle sürdüğünü, kalıcılığın bürokra*si ile mümkün olduğunu Webervârî bir üslup*la belirtmektedir.

    Dolayısıyla bürokrasi XX.-yüzyıl toplumları için kaçınılmaz bir olgudur. Pek çok insan, yaşamını belirli bir bürokratik mekanizmanın yönlendirdiği çevrede geçir*mektedir. Bu durumun insan zihninde bir ta*kım hoşnutsuzluklar yarattığına Peter L.Ber-ger tarafından işaret edilmiştir. Büyük bürok*ratik Örgütlere karşı bir başka karşı çıkış da E.F.Schumacher’den gelmiştir. Schumacher, Küçük Güzeldir adlı yapıtında aşırı büyüme*nin sınırına gelindiğini, etkinliğin ve yenilik ya*ratma güdüsünün azaldığını belirterek aşın büyümeye karşı daha ufak örgütlenmeleri önermektedir.

    Crozier de idarenin etkinliği*nin insan öğesini de dikkate alarak katı bir akılcılığı geçersiz kılan yöntemlerle yeniden düzenlenmesini önermektedir. Bürokrasinin toplum çıkan yerine kendi çıkarını ön plana al*ması, giderek toplumu siyaset dışı bırakarak kendini onun yerine koyması tehlikesi ise her zaman mevcuttur. Bugün sorun, bürokrasiyi reddetme değil, bu tür aksaklıkların giderilme*si sorunudur. Bu sorun bu günün ve geleceğin toplumlarını en fazla meşgul edecek sorunlar*dan biri olarak gözükmektedir.

    Türkiye’de Bürokrasi
    Osmanlı devletinin yükseldiği yıllarda sivil bürokrasi, yönetici grup içerisinde ikinci plan*da katmıştır. Bu dönemde yönetici grupta as*kerî bürokratlar egemendir. XVI.yüzyı1ın so-

    nuna kadar süren bu dönemde padişahlık ku*rumu çok güçlüydü ve bürokrasiyi denetliyor*du, yani ona hakimdi. Gerileme dönemindey-se söz konu su yapı önemli değişiklikler geçir*miştir. Çeşitli nedenlerle merkezin gelirlerin*de düşmeler olmuştur. Bu durumun sonucu olarak doğrudan vergilendirme yerine iltizam sistemi getirilmiştir. Ayrıca merkezde bürok*ratları yetiştiren eğitim sistemi (Enderun Mektebi) bozulmuştur. Bunlar ve diğer ne*denlerden ötürü merkezde oligarşik bir siya*sal Sistem gelişmiş, siyasal güç, padişah ile as*ker, dinî ve sivil bürokratlar arasında paylaşıl*maya başlanmıştır. tanzimat döneminden iti*baren sivil bürokrasinin, reform hareketleri*nin başını çektiği görülür. Sivil bürokrasi bu dönemde padişahlık kurumu karşısında bir öl*çüde hareket özgürlüğü kazanmış, bu özgürlü*ğü kurumlaştırmaya çalışmıştır. Cumhuriyet Türkiyesi ise padişaha bağlı ve büyük Ölçüde kendi çıkarını düşünen bir bürokrat kadro devralmış, bu nedenle de Cumhuriyet’in kuru*cuları, temelde biçimsel bir akılcılığa sahip, araç niteliğinde bir bürokrat kadro geliştirme*ye çalışmışlardır.
     
Yükleniyor...