Hz Muhammedin Peygamber Oluşu

'Dini Bilgiler' forumunda Wish tarafından 10 May 2010 tarihinde açılan konu

  1. Peygamber Efendimizin Peygamber Oluşu
    Hz Muhammed Nasıl Peygamber Oldu


    Hz. Muhammed (s.a.s.) 40 yaşında Peygamber oldu. 23 yıllık Peygamberlik devresinin 13 yılı Mekkede, 10 yılı Medinede geçti. Bu itibârla Peygamberlik devresinin:

    a) Nübüvvetden Hicrete kadar devâm eden 13 yıllık süresine
    “Mekke Devri (610- 622);

    b) Hicretten vefâtına kadar olan 10 yıllık süresine de
    “Medine Devri (622-632) denir.

    BİRİNCİ BÖLÜM MEKKE DEVRİ

    I- HZ.MUHAMMED (S.A.S.)İN Peygamber OLUŞU


    1- HİRADA İNZİVÂ

    Eskiden beri Mekkedeki hanîf ve zâhitler, recep ayında inzivâya çekilirlerdi. Her biri, Mekkenin 3 mil (bir saat) kuzeyinde Hira (Nûr) dağında bir köşeye çekilir, tefekküre dalardı. (49)

    40 yaşlarına doğru Hz. Peygamber (s.a.s.)in kalbinde de bir yalnızlık sevgisi belirdi. O da Hira (Nûr) Dağında bir mağaraya çekilip, günlerce orada kalıyor, Cenâb-ı Hakkın sonsuz kudret ve azametini düşünerek Ona ibâdet ediyordu. Giderken azığını da berâberinde götürüyor, bitince evine dönüyor, sonra tekrar gidiyordu. Böylece Cenâb-ı Hakk, Onu büyük vazifesine hazırlıyordu. Zaman zaman “Sen Allah elçisisin diye kulağına sesler geliyor, fakat etrafta hiç bir şey göremiyordu.(50)

    Hz. Muhammed (s.a.s.)e ilâhi vahyin başlangıcı, sâdık rüyâlar şeklinde oldu. Gördüğü her rüya, olduğu gibi çıkıyordu. (51) Bu hâl, altı ay kadar devam etti.

    2-İLK VAHY

    610 yılı Ramazan ayının(52) Kadir Gecesinde,(53) ridâsına bürünüp Hiradaki mağarada düşünmeye dalmış olduğu bir sırada, bir sesin kendisini ismi ile çağırmakta olduğunu duydu. Başını kaldırıp etrafına baktı; kimseyi göremedi. Bu sırada her tarafı ansızın bir nûr kaplamıştı; dayanamayıp bayıldı. Kendisine geldiğinde karşısında vahiy meleği Cebrâili gördü. Melek Ona:

    -Oku Dedi. Hz. Muhammed (s.a.s.):

    -Ben okuma bilmem, diye cevap verdi. Melek, Hz. Muhammed (s.a.s.)i kucaklayıp güçsüz bırakıncaya kadar sıkdı.

    -Oku diye emrini tekrarladı. Hz. Muhammed (s.a.s.) yine:

    -Ben okuma bilmem cevâbını verdi. Melek emrini tekrarlayıp üçüncü defa Hz. Peygamber (s.a.s.)i sıktıktan sonra “el-Alak Sûresinin ilk beş âyetini okudu.

    “Yaratan Rabbının adıyle oku. O, insanı alaktan (aşılanmış yumurtadan) yarattı. Oku, kalemle (yazmayı) öğreten, insana bilmediğini belleten Rabbın sonsuz kerem sahibidir. (El-Alak Sûresi, 15).

    Meleğin arkasından Hz. Peygamber (s.a.s.)de bu âyetleri tekrarladı. Heyecanla mağaradan çıkarak evine geldi. Yolda ilerlerken gök yüzünden bir sesin:

    “Ya Muhammed. Sen Allahın elçisisin, Ben de Cibrilim dediğini duydu. Başını kaldırdığı zaman, Cebrâili gördü.(54) Korku içinde evine vardı. Eşi Hz. Haticeye:

    “Beni örtünüz, çabuk beni örtünüz dedi. Bir müddet dinlenip heyecânı geçtikten sonra gördüklerini Hz. Haticeye anlattı, kendimden korkuyorum, dedi. Hz. Hatice, Onu şu ölmez sözlerle teselli etti.

    “Öyle deme. Allaha yemin ederim ki, Cenâb-ı Hakk hiç bir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen , akrabanı gözetirsin. İşini görmekten âciz kimselerin ağırlıklarını yüklenirsin, Fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Misâfiri ağırlarsın. Hak yolunda zuhûr eden olaylarda halka yardım edersin (55)

    3- VARAKANIN SÖZLERİ

    Hatice daha sonra Hz. Peygamber (s.a.s.)i amcazâdesi Nevfel oğlu Varakaya götürdü. Varaka hanîflerdendi. Tevrât ve İncili okumuş, İbrânî dilini ve eski dinleri bilen bir ihtiyardı. Varaka Peygamberimiz (s.a.s.)i dinledikten sonra:

    -Müjde sana yâ Muhammed, Allaha yemin ederim ki sen Hz. İsânın haber verdiği son Peygambersin. Gördüğün melek, senden önce Cenâb-ı Hakkın Musâya göndermiş olduğu Cibrildir. Keşki genç olsaydım da, kavmin seni yurdundan çıkaracağı günlerde sana yardımcı olabilseydim Hiç bir Peygamber yoktur ki, kavmi tarafından düşmanlığa uğramasın, eziyet görmesin (56) dedi. Aradan çok geçmeden Varaka öldü.

    II- NEBÎLİK VE RASÛLLUK


    Şüpheziz, seni biz, şâhit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
    (Fetih Sûresi, 8)

    İlk vahiyden sonra, kısa bir süre vahyin arkası kesildi.(57) Bir gün Hz. Peygamber (s.a.s.) Hiradan dönerken, bir ses işitti. Başını kaldırıp semâya bakınca, kendisine daha önce Hiradaki mağarada gelen meleği gördü.

    Korku ve heyecân içinde evine döndü.

    “Hemen beni örtünüz, beni örtünüz. dedi. Bu esnada Cebrâil, el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerini getirdi.
    “Ey örtüsüne bürünen (Peygamber). Kalk, (insanları) azâb ile korkut. Rabbının adını yücelt (Namazda tekbir getir.) Elbiseni temiz tut. Kötü şeyleri terket. (el-Müddessir Sûresi, 1-5).

    İlk vahiy ile Hz. Muhammed (s.a.s.) “Nebî olmuş, henüz başkalarına “Hak Dini tebliğ ile görevlendirilmemişti. Bu ikinci vahiy ile “Risâlet verildi. Hak Dini tebliğ ile görevlendirildi. Ancak açık dâvet emredilmedi.

    1- İSLÂMDA İLK İBÂDET

    İslâmda Allaha imândan sonra ilk farz kılınan ibâdet, namazdır. İkinci vahiy ile el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerinin indirilmesinden sonra, Mekkenin üst yanında bir vâdide, Cibril (a.s.), Rasûlullah (s.a.s.)e gösterip öğretmek için abdest almış, peşinden Cibrilden gördüğü şekilde Rasûlullah (s.a.s.) de abdest almıştır.

    Sonra Cibril (a.s.) Hz. Peygamber (s.a.s.)e namaz kıldırmış ve namaz kılmayı öğretmiştir.(58)

    Eve dönünce Rasûlullah (s.a.s.) abdest almayı ve namaz kılmayı eşi Hz. Haticeye öğretmiş, o da abdest almış ve ikisi birlikte cemâatle namaz kılmışlardır.

    2- İLK MÜSLÜMANLAR

    “İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.
    (Vâkıa Sûresi, 10)

    Hz. Peygamber (s.a.s.)e ilk imân eden ve Onunla birlikte ilk defa namaz kılan kişi, eşi Hz. Hatice oldu. Daha sonra evlâtlığı Hârise oğlu Zeyd.(59) ve amcasının oğlu Hz. Ali Müslüman oldular.

    a ) Hz. Alinin İslâmı Kabûl Etmesi

    Ebû Tâlib, Hz. Muhammed (s.a.s.)i, 8 yaşından 25 yaşına kadar evinde barındırmış Onu öz çocuklarından daha çok sevmişti. Evliliğinden sonra Hz. Muhammed (s.a.s.), eşi Hz. Haticenin evine geçmiş ve maddî bakımdan refâha kavuşmuştu. (60) Ebû Tâlibin âilesi ise pek kalabalıktı. Peygamberimiz (s.a.s.) amcasının sıkıntısının biraz azalması için 5 yaşından itibâren Aliyi yanına almıştı. Bu yüzden Ali, Hz. Peygamber (s.a.s)in yanında kalıyordu.(61)

    Hz. Ali, Peygamberimiz (s.a.s.) ile Hz. Haticeyi namaz kılarken görünce, bunun ne olduğunu sordu. Peygamber Efendimiz, Ona Müslümanlığı anlattı. O da Müslümanlığı kabûl etti. Bu esnâda Hz. Ali henüz on yaşlarında bir çocuktu.

    b) Hz. Ebû Bekirin Müslüman Olması

    Hz. Muhammed (s.a.s.)in yakın ve en samîmi dostu olan Ebû Kuhâfe oğlu Ebû Bekir, Kureyş kabîlesinin Teymoğulları kolundandır. Baba ve anne tarafından soyu, Hz. Peygamber (s.a.s.)in soyu ile Mürrede birleşir.
    Hz. Ebû Bekirin Mekkede Kureyş arasında büyük bir itibârı vardı. Zengin ve dürüst bir tüccârdı. Aralarındaki güven ve samîmiyet sebebiyle, Peygamberimiz (s.a.s.) âilesi dışındakilerden ilk olarak Hz. Ebû Bekiri İslâma dâvet etti. Hz. Ebû Bekir bu dâveti tereddütsüz kabûl etti. Esâsen, câhiliyet devrinde bile putlara hiç tapmamış, ağzına bir yudum içki koymamıştı. Hz. Ebû Bekirin Müslüman olmasıyla, Peygamberimiz (s.a.s.) büyük bir desteğe kavuştu. Onun gayret ve delâletiyle, Mekkenin önemli şahsiyetlerinden Affân oğlu Osmân, Avf oğlu Abdurrahman, Ebû Vakkas oğlu Sad, Avvâm oğlu Zübeyr, Ubeydullah oğlu Talha da Müslümanlığı kabûl ettiler. Hz. Haticeden sonra Müslüman olan bu 8 zata “İlk Müslümanlar (Sabıkûn-i İslâm) denilir.

    3- AÇIK DÂVETİN BAŞLAMASI (613-614 M)

    Peygamber (s.a.s.) Efendimiz ilk üç yıl halkı gizlice İslâma dâvet etti. Yalnızca çok güvendiği kimselere İslâmı açıkladı. (62) Başta Hz. Ebû Bekir olmak üzere, Hak dini kabul etmiş olanlar da, el altından güvendikleri arkadaşlarını teşvik ediyorlardı. Bu üç yıl içinde Müslümanların sayısı ancak 30′a çıkabildi.(63) Bunlar ibâdetlerini evlerinde gizlice yapıyorlardı.

    Peygamberliğin dördüncü yılında (614 M.) inen: “Sana emrolunan şeyi açıkca ortaya koy, müşriklere aldırma. (el-Hicr Sûresi, 94) anlamındaki âyet-i celile ile İslâmı açıktan tebliğ etmesi emrolundu. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) halkı açıktan İslâma dâvete başladı.

    Harem-i Şerife gidip kendisine inen âyetleri açıktan okuyordu:

    “Ey insanlar şüphesiz ben, göklerin ve yerin mülk (ve hâkimiyetine) sâhip ve kendinden başka hiç bir tanrı olmayan, dirilten ve öldüren Allahın sizin hepinize gönderdiği Peygamberiyim. O halde Allaha, ümmî nebiy olan Rasûlune-ki Oda Allaha ve Onun sözlerine inanmıştır,- imân edin, Ona uyun ki doğru yolu bulmuş olasınız (el-Araf Sûresi, 158) diyerek onları İslâma dâvet ediyordu.

    Açık dâvetin başlamasından sonra, halkla daha kolay temas edebilmek için Rasûlullah (s.a.s.), kendi evinden, Safâ ile Merve arasında işlek bir yerde bulunan “Erkamın evine taşındı. Bir çok kimse bu evde İslâmla şereflendiği için bu eve “Dâr-ı İslâm denildi.(64/1)

    4- YAKIN AKRABASINI İSLÂMA DÂVETİ

    “Önce en yakın akrabanı (Allahın azâbıyla) korkut (eş Şuarâ Sûresi, 214) anlamındaki âyet-i celîle inince Rasûl-i Ekrem (s.a.s.), Safâ Tepesine çıkarak:

    “Ey Abdülmuttaliboğulları, Ey Fihroğulları, Ey Abdimenâfoğulları, Ey Zühreoğulları diyerek bütün akrabasına oymak oymak seslendi. Hepsi toplandıktan sonra:

    -Ey Kureyş cemâati, size “şu dağın eteğinde veya şu vâdide düşman süvârisi var. Üzerinize baskın yapacak desem, bana inanır mısınız? diye sordu. Hepsi bir ağızdan:

    -Evet, inanırız, çünkü şimdiye kadar senden hiç yalan duymadık, sen yalan söylemezsin dediler. O zaman Rasûlullah (s.a.s.):

    -O halde ben size, önümüzde şiddetli bir azâb günü bulunduğunu, Alaha inanıp, Ona kulluk etmeyenlerin bu büyüyk azâba uğrayacaklarını haber veriyorum Yemin ederim ki, Allahtan başka ibâdete lâyık tanrı yoktur. Ben de Allahın size ve bütün insanlara gönderdiği Peygamberiyim(Rasûl-i Ekrem her bir oymağa ayrı ayrı hitâb ederek) Allahtan kendinizi ibâdet karşılığında satın alarak, azâbından kurtarınız. Bu azâbtan kurtulmanız için, ben Allah tarafından verilmiş hiç bir nüfûza sâhip değilim(64/2)

    -Ey Kureyş Cemâati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi dirileceksiniz. Kabirden kalkıp Allah divânına varınca, muhakkak dünyadaki bütün yaptıklarınızdan hesâba çekileceksiniz. İyiliklerinizin mükâfâtını, kötülüklerinizin de cezâsını göreceksiniz. “O Mükâfât ebedi Cennet, cezâ da Cehenneme girmektir (65) diyerek sözlerini bitirdi.

    Peygamberimiz (s.a.s.)in bu sözleri, umumi bir muhâlefetle karşılanmadı. Yalnızca Ebû Leheb:

    -Helâk olasıca, bizi bunun için mi çağırdın? sözleriyle Rasûlullah (s.a.s.)in gönlünü kırdı. Bunun üzerine onun hakkında:

    “Ebû Lehebin iki elleri kurusun,yok olsun. Ona ne malı ne de kazandığı fayda verdi. Alevli bir ateşe yaslanacaktır O. Boynunda bükülmüş bir ip olduğu halde, karısı da odun hammalı olarak. (Leheb Sûresi, 1-5) meâlindeki sûre-i celîle nâzil oldu.(66)
     
  2. Cevap: Hz Muhammedin Peygamber Oluşu

    III- MEKKE MÜŞRİKLERİNİN MÜSLÜMANLARA KARŞI DAVRANIŞLARI

    İslâmın Mekkede yayılmaya başlaması ile Mekke halkı iki kısma ayrıldı. l) Müslümanlar, 2) Müslümanlığı kabûl etmeyen müşrikler.

    Müşriklerin, Müslümanlara karşı davranışları, sırasıyla beş safha geçirdi: Alay, hakaret, işkence, ilişkileri kesme (boykot), memleketten çıkarma ve öldürme (şiddet politikası).

    1- ALAY VE HAKARET DÖNEMİ

    Kureyşliler başlangıçta Hz. Muhammed (s.a.s)in Peygamberliğini önemsememiş göründüler. İmân etmemekle beraber, putlar aleyhine söz söylemedikçe, Hz. Peygamber (s.a.s.)in dâvetine ses çıkarmadılar. Yalnızca, Rasûlullah (s.a.s.)i gördüklerinde, “İşte gökten kendisine haber geldiğini iddia eden diyerek eğlendiler. Müslümanları alaya alıp küçümsediler. Böylece “alay devri başlamış oldu.

    Kurân-ı Kerîm, onların bu tutumlarını bize bildirmektedir.

    “Suçlular, şüphesiz müminlere gülerlerdi. Yanlarından geçtiklerinde, birbirlerine göz kırpıp, kaş işâretiyle istihzâ ederlerdi. Arkadaşlarına döndüklerinde, eğlenerek (neşe içinde) dönerlerdi. Müminleri gördüklerinde, “bunlar gerçekten sapık kimseler derlerdi. (el-Mutaffifîn Sûresi, 29-32)

    Putlarla ilgili, “Siz de; Allahı bırakıp tapmakta olduklarınız (putlar) da, hiç şüphesiz Cehennem odunusunuz (el-Enbiya Sûresi, 98) anlamındaki âyet-i kerîme inince, müşrikler son derece kızdılar. Artık Müslümanlara düşman olup, hakaret ettiler. Böylece, “hakaret devri başladı.

    Kureyşin puta tapıcılıkta yararı vardı. Mekke puta tapıcıların merkezi durumundaydı. Kâbe ve civârındaki putları ziyâret için gelenlerle Mekke hergün dolup taşıyor, bu yüzden Kureyş, hem para, hem itibâr kazanıyordu. Mekkede Müslümanlık yayılırsa bütün bu menfaatler elden gittiği gibi, diğer kabîleler Kureyşe düşman olabilirlerdi. Üstelik Müslümanlık herkesi eşit sayıyor, soy-sop, asâlet, zenginlik-fâkirlik farkı gözetmiyordu. Bu yüzden Kureyş ileri gelenleri Müslümanlığı kendi çıkarları için tehlikeli gördüler. Müslümanlığın yayılmasını önlemek ve ortadan kaldırmak için her çâreye başvurdular.

    2- İŞKENCE DÖNEMİ

    a) Kureyşin Ebû Tâlibe Başvurması:

    Kureyşin ileri gelenlerinden Utbe b. Rabia, Şeybe b. Rabia, Ebû Cehil, Ebû Süfyan, Velîd b. Muğıra, Âs b. Vâil ve Âs b. Hişâmdan oluşan bir heyet Hâşimoğullarının reisi Ebû Tâlibe gelerek:

    “Kardeşinin oğlu ilâhlarımıza hakaret ediyor, dinimizi yeriyor, bizi aptal, dedelerimizi sapık gösteriyor. Ya O bu işten vazgeçsin, yahut sen himâyeden vazgeç de, biz hakkından gelelim dediler. Ebû Tâlib onları tatlılıkla savdı.(67) Hz. Peygamber (s.a.s.)in eskisi gibi görevine devam ettiğini görünce yeniden Ebû Tâlibe geldiler.
    “Artık sabır ve tahammülümüz kalmadı. Ne olacaksa olsun, iki taraftan biri yok olsun, diğeri kurtulsun diye tehdit ettiler. Ebû Tâlib durumun nâzik olduğunu gördü. Bütün Kureyşe karşı koyamazdı. Yeğeni Hz. Muhammed (s.a.s.)e durumu anlatarak:

    -Bak oğlum, akraba arasında düşmanlık sokmak iyi olmaz. Sen yine dinine göre hareket et, ama onların putlarını aşağılama, onlara sapık deme. Kendini de , beni de koru, bana gücümün üstünde yük yükleme dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) üzüldü. Artık amcası da kendisini koruyamıyacaktı. Müslümanlar henüz sayıca az ve zayıftı. Mübârek gözleri yaşlarla dolarak:

    -Ey amca, Allaha yemin ederim ki, onlar sağ elime Güneşi, sol elime de Ayı koysalar, ben yine görevimi bırakmam diyerek ayrılmak üzere yerinden kalktı.Yeğeninin gücenmesine dayanamayan Ebû Tâlib:

    -Ey kardeşimin oğlu, istediğini söyle, yemin ederim ki, seni hiç bir zaman, hiç bir şey karşısında himâyesiz bırakacak değilim. dedi.(68) Daha sonra Ebû Tâlib, Hâşimoğullarını toplayarak durumu anlattı ve Kureyşe karşı âile şerefi adına Hz. Peygamber (s.a.s.)in korunmasını istedi. Ebû Lehebden başka bütün âile fertleri, Müslüman olsun, olmasın, bu teklifi kabûl ettiler.(69)

    b) Kureyşin Hz.Peygamber (s.a.s)e Başvurması

    Ebû Tâlibe yaptıkları mürâcaatlardan bir sonuç alamayınca Kureyş uluları bizzât, Hz. Peygember (s.a.s.)e geldiler:

    -Yâ Muhammed! Sen soy ve şeref yönünden hepimizden üstünsün. Fakat Araplar arasında, şimdiye kadar hiç kimsenin yapmadığını yaptın; aramıza ayrılık soktun, bizi birbirimize düşürdün. Eğer maksadın zengin olmaksa, seni kabîlemizin en zengini yapalım. Reislik istersen, başkan seçelim. Evlenmek düşünüyorsan, Kureyşin en asil ve en güzel kadınları ile evlendirelim. Eğer cinlerin kötülüğüne kapılmışsan, seni tedâvî ettirelim. İstediğin her fedakârlığa katlanalım. Bu davâdan vazgeç, düzenimizi bozma dediler. Rasûlullah (s.a.s.):

    -Söylediklerinizden hiç biri bende yok. Beni Rabbım size Peygamber gönderdi, bana kitâp indirdi. Cenâb-ı Hakkın emirlerini size tebliğ ediyorum. İmân ederseniz, dünya ve âhirette mutlu olursunuz. İnkâr ederseniz, Cenâb-ı Hak aramızda hükmedinceye kadar sabredip bekleyeceğim. Putlara tapmaktan vazgeçip, yalnızca Allaha ibadet ediniz. diye cevâp verdi. (70)

    - “Bizim 360 tane putumuz Mekkeyi idâre edemezken bir tek Allah dünyayı nasıl idâre eder diyerek gittiler.(71)

    “O kâfirler, içlerinden bir uyarıcının (Peygamberin) geldiğine şaştılar. Bu yalancı bir sihirbâzdır dediler. O (Peygamber) bütün ilâhları tek bir Tanrı mı yapmış? Bu cidden şaşılacak birşey dediler. (Sad Sûresi, 4-5).

    c) İlk Müslümanların Gördükleri Eza ve Cefalar

    Müşrikler, Ebû Tâlib ve Hz. Peygamberle yaptıkları görüşmelerden netice alamayınca Müslümanlara ezâ ve işkenceye başladılar.(72)

    Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman gibi kuvvetli ve itibârlı bir âileye mensup olanlara pek ilişemiyorlardı. Fakat kimsesiz, fakir Müslümanlara, özellikle köle ve câriyelere cihân târihinde eşine rastlanmayan vahşet derecesinde işkenceler yapıyorlardı. Ebû Füheyke, Habbâb, Bilâl, Suhayb, Ammâr, Yâsir ve Sümeyye bunlardandı.

    Safvân b. Ümeyyenin kölesi olan Ebû Füheyke, efendisi tarafından her gün ayağına ip bağlanarak, kızgın çakıl ve kumlar üzerinde sürükletilirdi.

    Demirci olan Habbâb, kor hâlindeki kömürlerin üzerine yatırılmış; kömürler sönüp kararıncaya kadar, göğsüne bastırılarak kıvrandırılmıştı.

    Ammârın babası Yâsir, bacaklarından iki ayrı deveye bağlanıp, develer ters yönlere sürülerek parcalanmış, kocasının bu şekilde vahşice öldürülmesine dayanamayıp müşriklere karşı söz söyleyen Sümeyye, Ebû Cehilin attığı bir ok darbesiyle öldürülmüştü.(73)

    Halef oğlu Ümeyye, kölesi Habeşli Bilâli hergün çırılçıplak kızgın kumlar üzerine yatırır, göğsüne kocaman bir taş koyarak güneşin altında saatlerce bırakır; Hz. Peygamber (s.a.s.)e küfretmesi, Müslümanlığı terk etmesi için ezâ ederdi. Birgün, ellerini ayaklarını sımsıkı bağlayarak boynuna bir ip geçirmiş, sokak çocuklarının eline vererek çıplak vücûdunu kızgın kumlar üzerinde Mekke sokaklarında sürütmüştü. Sırtı yüzülüp kanlar içinde kalan Bilâl, bu durumda yarı baygın halde bile “Ehad, Ehad (Allah bir, Allah bir) diyordu.(74)

    Anne ve babası vahşice öldürülen Ammâr, gördüğü işkencelere dayanamamış, müşriklerin istedikleri sözleri söylemişti. Ellerinden kurtulunca, ağlayarak Hz. Peygamber (s.a.s.)e durumu anlatmış, Rasûlullah (s.a.s.)de: “Sana tekrar eziyet ederlerse; kurtulmak için yine öyle söyle demişti.(75)

    Hz. Ebû Bekir, müşrik sâhiplerinin işkencelerinden kurtarmak için, yedi tane Müslüman köle ve câriyeyi büyük bedeller ödeyerek satın alıp âzâd etmişti. Rasûlullah (s.a.s.)in müezzini Bilâl bunlardandı.(76)

    Hâşimîlerden çekindikleri ve Ebû Tâlibin himayesinde olduğu için önceleri Rasûlullah (s.a.s.)in şahsına dokunamıyorlardı. Zamanla “mecnûn, falcı, şâir sihirbaz gibi sözler söylemeğe başladılar. En sonunda fırsat buldukça Ona da hakaret, işkence ve her türlü kötülüğü yapmaktan çekinmediler. Geçeceği yollara dikenler döküyorlar, üzerine pis şeyler atıyorlar, kapısına kan ve pislik sürüyorlar, evinin önüne pislik atıyolardı. Bir defa Harem-i Şerifte namaz kılarken “Ukbe b. Ebî Muayt saldırıp boğmak istemiş, Hz. Ebû Bekir kurtarmıştı (77) Başka bir zaman, Kâbenin yanında namaz kılarken, Ukbe b. Ebî Muayt Ebû Cehilin teşvikiyle yeni kesilmiş bir devenin iç organlarını, secdeye vardığında üzerine atmış; kızı Fâtıma yetişip üzerindeki pislikleri temizledikten sonra, başını secdeden kaldırabilmişti.(78) Müşriklerin kötülükleri giderek dayanılmaz bir duruma gelmiş. Müslümanlar Mekkede barınamaz hâle gelmişlerdi.

    3- HABEŞİSTANA HİCRET

    “Zulme uğradıktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yerde yerleştiririz. Âhiret ecri ise daha büyüktür.
    (en-Nahl Sûresi, 41)

    a) Habeşistana İlk Hicret Edenler (615 M.)

    Müşriklerin ezâları dayanılmaz bir hal almıştı. Müslümanlar serbestçe ibâdet edemiyorlardı. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.s.) Müslümanların Habeşistana hicret etmelerine izin verdi.
    Müslümanlar Habeşistana iki defa hicret ettiler. İlk defa 12si erkek, 4′ü kadın 16 kişi Mekke Devrinin (Peygamberliğin) 5′inci yılında (615 M.) Recep ayında Mekkeden gizlice ayrılarak Kızıldeniz kıyısında birleştiler. Başlarında bir reisleri yoktu. Buradan kiraladıkları bir gemi ile Habeşistana geçtiler. İçlerinde, Hz. Osman, eşi Rukiyye, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf ve Abdulllah b. Mesûd gibi muhterem zâtlar da vardı.(79)

    b) İkinci Habeşistan Hicreti (616 M.)

    İlk hicret edenler Habeşistanda iken inen “en-Necm Sûresini Hz. Peygamber (s.a.s.) Hârem-i Şerifte müşriklere okudu. Bitince, sûrenin sonunda “secde âyeti bulunduğu için, Allaha secde etti. Bu sûrenin 19 ve 20′inci âyetlerinde müşriklerin putlarından “Lât, Uzza ve Menâtın isimleri de geçtiğinden müşrikler de Hz. Peygamber (s.a.s.)le birlikte putları için secde etmişlerdi. Bu olay, “Mekkeliler toptan Müslüman oldu diye bir şâyianın çıkmasına sebep olmuş, bu asılsız şâyia tâ Habeşistanda duyulmuş, bu yüzden hicret eden Müslümanlar da, Habeşistanda üç ay kaldıktan sonra dönmüşlerdi.(80) Müslümanlar, Habeşistandan döndüklerine pişman oldular. Çünkü müşrikler zulüm ve işkencelerini daha da artırmışlardı. Bu sebeple Müslümanlar, Mekke Devrinin 7′inci yılında (616 M.) 77si erkek, 13′ü kadın olmak üzere 90 kişi 2′inci defa Habeşistana hicret ettiler. Bu ikinci hicrette kafile başkanı Hz. Alinin ağabeyi Câfer Tayyardı.(81)

    c) Kureyş Elçileri İle Câfer Arasında Geçen Münâzara

    Müslümanların Habeşistana hicreti, müşrikleri endişelendirdi. Müslümanlığın etrâfa yayılmasından korktular. Hicret eden Müslümanların kendilerine teslim edilmesi için Habeşistan Necâşisi (82) Ashameye kıymetli hediyelerle Amr b. Âs ile Abdullah b. Ebî Rabiayı elçi olarak gönderdiler.(83) Necâşi Müslümanlarla Kureyş elçilerini huzurunda karşılaştırdı. Müslümanlara:

    -Kureyşliler elçi göndermişler, sizi geri istiyorlar, ne dersiniz diye sordu. Müslümanların reisi Câfer ayağa kalkarak:

    -Ey hükümdar, sorunuz onlara, biz onların kölesi miyiz?

    Kureyş delegeleri adına Âs oğlu Amr (Amr b.Âs) cevâp veriyordu:

    -Hayır, hepsi hürdür.

    -Onlara borcumuz mu var?

    -Hayır, hiç birinde alacağımız yok.

    -Kısas edilmemiz için, onlardan öldürdüğümüz kimse var mı?

    -Öyle bir isteğimiz yok.

    -O halde bizden ne istiyorlar?

    Amr cevap verdi:

    -Bunlar atalarımızın dininden çıktılar, ilâhlarımıza hakaret ettiler, gençlerin inançlarını bozdular, aramıza ayrılık soktular.

    Bu iddialara karşı Câfer:

    -Ey hükümdar, biz câhil bir kavimdik. Taştan, ağaçtan yaptığımız putlara tapıyorduk. Kız çocuklarımızı diri diri taprağa gömüyor, ölmüş hayvanların leşlerini yiyorduk. İçki, kumar, fuhuş ve hertürlü ahlâksızlığı yapıyorduk. Hak hukuk tanımıyorduk. Kuvvetliler zayıfları eziyor, zenginler fakirlerin sırtından geçiniyordu.

    Cenâb-ı Hakk bizim hidâyetimizi diledi. İçimizden soyu-sopu, asâleti, ahlâk, fazilet ve dürüstlüğü hakkında kimsenin kötü söz edemeyeceği bir Peygamber gönderdi. O bizi puta tapma zilletinden kurtardı. Tek, Allahı tanıttı. Yalnız Ona kulluğa çağırdı. Bütün ahlâksızlıklardan uzaklaştırdı. Doğru söylemeği, emâneti gözetmeyi, akrabalık haklarına riâyeti, komşularla hoş geçinmeyi öğretti. Yalan söylemeği, yetim malı yemeği, haksızlık etmeği yasakladı.

    Biz Ona inandık. Onun gösterdiği Hak Dini kabûl ettik. Bu yüzden kavmimizin hakaret ve işkencelerine uğradık. Fakat dinimizden dönmedik. Dayanamaz hâle gelince onlardan kaçıp, sizin himâyenize sığındık dedi. Kurân-ı Kerimden âyetler okuyarak herkesi heyacâna getirip ağlattı.(84) Hz. İsâ ve Meryemle ilgili olarak:

    “Meryem çocuğu alıp kavmine getirdi. Onlar: Meryem, utanılacak bir şey yaptın. Ey Harûnun kızkardeşi, baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi dediler. Meryem çocuğu gösterdi: Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz dediler. Çocuk: Ben şüphesiz Allahın kuluyum, bana kitap verdi ve beni Peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, beni mübârek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekât vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti, beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde ve dirileceğim günde bana selâm olsun.. dedi.

    İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsâ gerçek söze göre budur. (Meryem Sûresi, 27, 34)

    Bu âyetleri dinleyen Habeş hükümdarı:

    -Allaha yemin ederim ki, bu sözler Hz. İsâya gelen sözlerle aynı kaynaktan, dedi ve Kureyş elçilerinin teklifini reddetti.(85)

    Ertesi gün, Amr Necâşinin huzuruna çıkarak:

    -Onlar Hz. İsâ hakkında yakışıksız sözler söylüyorlar, diyerek hükümdarı tahrik etmek istedi. Çünkü Habeş Necâşisi Ashame Hırıstiyandı.

    Bu idiaya karşı Câfer:

    -Biz, Hz. İsâ hakkında Cenâb-ı Hak Kurânda ne bildirmişse ancak onu söyleriz dedi ve sonra şu anlamdaki âyeti okudu.

    “Meryem oğlu İsâ Mesih, Allahın Peygamberi, Meryeme ulaştırdığı kelimesidir. O, Allah tarafından bir rûhdur (en-Nisâ Sûresi, 171)

    Bunun üzerine Necâşi yerden bir çöp alıp göstererek:

    “-Hz. İsânın dedikleri ile sizin söyledikleriniz arasında şu çöp kadar bile fark yok. Sizi ve Peygamberinizi tebrik ederim. Şehâdet ederim ki, O zât, hak Peygamberdir. Onu Hz İsâ müjdelemişti dedi. Sonra, Kureyş elçilerine:

    “-Peygamberlerini yalanlayan kavmin hediyesi bana lâzım değil, diyerek getirdikleri hediyeleri geri verdi.(86)
    Habeşistanda Müslümanlar güven içinde kaldılar. Bunlardan bir kısmı, Müslümanlar Medineye hicret edince Medineye gittiler (622 M.). Bir kısmı Hudeybiye barışına kadar orada kaldılar. (628 M.) Câferin başkanlığında son 16 kişilik kafile ise Hayberin fethi esnâsında Medineye döndü. (628 M.)