Nabizade Nazım Hayatı ve Eğitim Hayatı Hakkında Bilgi

'Biyografi' forumunda EyLüL tarafından 23 Nis 2012 tarihinde açılan konu

  1. Nabizade Nazım

    Doğum 1863/İstanbul
    Ölümü 1893/İstanbul
    Meslek Hikaye, şiir, roman, anı yazarı
    Dönem Tanzimat 2. dönem


    Nabizade Nazım; Tanzimat dönemi Türk yazarıdır. Şiir, anı, hikaye, roman türlerinde ve bilimsel konularda eserler verdi. Servet-i Fünun dergisinin ilk yazarlardından birisidir. İlk gerçekçi köy romanı olarak kabul edilen ''Karabibik'' ve Türk edebiyatındaki ilk psikolojik roman denemesi olan ''Zehra’nın '' yazarı olması onun adının daha fazla zikredilmesine sebeb oldu. Victor Hugo, Alfred de Musset, Chateaubriand, Alexandre Dumas Fils, Ludwig Büchner gibi batılı yazar ve fikir adamlarından yaptığı çevirilerle çeşitli Batı edebi akım ve düşüncelerinin Türk okuyucusu tarafından tanınmasına hizmet etti. Çok başarılı olmasa da bir süre şiirle meşgul oldu. Bu başarısızlığı için kendisi "heves ettim" demiştir.

    HAYATI


    AİLE HAYATI

    Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı’nın en önemli temsilcilerinden olan Nabizade Nazım, 1863 yılında İstanbul’da Nişantaşı’nda doğdu. Asıl adı Ahmed Nâzım, babasının adı Nabi’dir. Annesini hiç tanımadı, babasını da henüz mahalle mektebine devam ettiği sırada kaybetti. Bu sebeple üvey anne ve dadıların elinde büyüdü.1891 yılında Ayşe Naciye Hanım’la evlendi.

    EĞİTİM HAYATI

    Salıpazarı Feyziye ve Beşiktaş Askeri rüşdiyelerinde okudu. Buradan Mühendishane-i Berri İdadisi’ne geçti. 1884 yılında topçu mülazım-ı sanisi olarak girdiği Erkan-ı Harbiyye sınıfından 1887’de yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu.

    ÇALIŞMA HAYATI

    Bir süre Mekteb-i Harbiyye’de matematik, istihkam ve topografya dersleri verdi; umumi müfettiş muavini olarak 1889’da kolağası oldu. Ekim 1889 – Mart 1890 tarihleri arasında arazi haritasını tersim için Kaş’ta bulundu. Askerlik mesleğiyle ilgili bazı keşif ve araştırmalar yapmak üzere bir ara Suriye’ye gönderildi.1891’de Manastır’da Üçüncü Ordu’ya mensup Redif Fırkası’nda Goltz Paşa’nın maiyetinde çalıştı ve dönüşünde dördüncü dereceden Mecidi nişanı ile taltif edildi.





    YAZIN YAŞAMI VE ROMANCILIĞI
    Edebiyatla ilgilenmeye daha ilk mektep sıralarında iken başlayan Nabizade Nazım, ilk edebiyat zevkini Beşiktaş Askeri Rüşdiyesi’nde Farsça hocası olan Muallim Cudi Efendi’den aldı ve Mühendishane’ye geçtikten sonra da edebi çalışmalarla meşgul oldu. İlk yazısı 1880’de “Mühendishane Mektebi Şakirdanı'ndan A. Nazım” imzasıyla Vakit gazetesinde yayımlanan, ertesi yıl Ceride-i Havadis’te “Hoşnişin veya Cihanda Safa Bu mu?” adlı manzum piyesi neşredildi. Daha sonra Hazine-i Evrak, Mir’at-ı Alem, Rehber-i Fünun, Afak, Maarif, Mirsad, Manzara, Berk ve Servet-i Fünun gibi edebiyat dergileriyle Tercümân-ı Hakîkat, Servet ve Mürüvvet gibi gazetelerde başta şiir olmak üzere daha çok fenni konularda makaleler ve hikayeler yayımladı. İlk şiirlerini Menemenlizade Mehmed Tahir, İsmail Safa ve Muallim Naci’nin etkisi altında kaleme alan Nabizade, devrinde büyük tartışmalara yol açan Muallim Naci’nin eski tarz şiirlerini değil onun daha ziyade Batı etkisinde ve yeni tarzda yazdığı şiirleri örnek almış, Naci’nin bu şiirlerinde dikkat çeken sade dil, lirik üslup ve tabii söyleyiş şeklini taklit etmeye çalıştı. Özellikle sağlam bir dil anlayışını benimsemesiyle Muallim Naci’nin tesiri onda daima kendini hissettirdi. Bir süre sonra Abdülhak Hamid ile Recaizade Mahmud Ekrem’in şiirleriyle ilgilenince bu defa onların yolundan gitmeye başladı. Daha çok mecazlarla süslü gerçekçi şiire ilgi duyan Nabizade Nazım’ın bu tarihten sonra yazdığı şiirlerinde gerek şekil gerekse düşünce bakımından yenilikler görülmektedir.

    Nabizade Nazım, dil ve edebiyatın çeşitli meselelerini tahlil eden makaleler de kaleme aldı, bilhassa 1891 yılından sonra Servet-i Fünun dergisinin “Tahlilat-ı Edebiyye” sütununda Fuzuli ve Nedim gibi divan şairleri hakkındaki incelemeleriyle dikkat çekti. Yine bu sütunda daha sonraki yıllarda Servet-i Fünun topluluğunun geliştirdiği resim altı şiir faaliyetinin de ilk örneklerini verdi. Şiir çalışmaları Nabizade’nin edebi hayatının belli bir devresiyle sınırlı kaldı, özellikle 1890’dan itibaren sade ve tabii bir üslupla kaleme aldığı hikayelerini müstakil kitaplar halinde yayımlamaya başladı. 1890-1891 yıllarında sipariş üzerine bir kitapçı için bir dizi uzun hikaye kaleme alan Nabizade’nin o yıllarda cereyan eden bazı edebi tartışmalara da “Ravi” takma adıyla katıldığı görülmektedir. Yazı hayatının bir döneminde tercümeleriyle de dikkati çeken Nabizade Nazım; Victor Hugo, Alfred de Musset, Chateaubriand, Alexandre Dumas Fils, Ludwig Büchner gibi batılı yazar ve fikir adamlarından yaptığı çevirilerle çeşitli Batı edebi akım ve düşüncelerinin Türk okuyucusu tarafından tanınmasına hizmet etti. Türk edebiyatı tarihinde Nabizade Nazım’a asıl şöhretini kazandıran, ''Karabibik'' adlı uzun hikayesi ve ''Zehra'' romanıdır. Mukaddimesiyle beraber ''Karabibik'' Türk edebiyatında realizm ve natüralizmin ilk müjdecisi kabul edilir. O yıllarda bu edebî akımları yeni yeni tanımaya başlayan ve daha ziyade romantizm cereyanıyla beslenen Türk okuyucusunun durumunu göz önünde bulunduran Nabizade Nazım, kendi eserlerinde yer yer romantik unsurlara da yer verdi ancak Seyyie-i Tesamüh adlı hikayesi ve özellikle ''Zehra'' romanında doğrudan doğruya realizmi uygulama yoluna gitti. Bilhassa ''Zehra'' romanını yazarken İstanbul tulumbacılarının o günkü hayatı, Şehzadebaşı tiyatroları, cinayet kovuşturması gibi konularda bazı araştırmalar da yapan yazar, romandaki esas vak‘anın kıskançlık üzerine kurulmasından dolayı birtakım psikolojik inceleme ve gözlemlerde de bulundu. Ayrıca Türk edebiyatında psikolojik muhtevalı ilk roman kabul edilen, ancak yazarın ölümünden sonra yayımlanabilen Zehra, Namık Kemal’in İntibah’ı ile Servet-i Fünun devri romanı arasında dikkate değer bir merhale teşkil eder. Devrin yaygın temayülü dolayısıyla entrika unsuruna aşırı bir şekilde yer verilmesi ve trajik biçimde son bulması ''Zehra'' hakkındaki eleştirilerin esas kaynağı olmasına rağmen eser devrine göre modern bir roman görünümündedir. Çağdaşı olan diğer yazarlara göre nisbeten sade bir dili yakalamaya çalışan Nabizade Nazım, üslup itibariyle de Namık Kemal’in izinden gitti.



    ÖLÜMÜ
    Nabizade Nazım, Türk Edebiyatı’na çok kısa bir sürede çok hizmet etti ve henüz Ayşe Naciye Hanım ile yeni evli iken yakalandığı kemik vereminden kurtulamayarak 5 Ağustos 1893’te öldü. Mezarı, Üsküdar Karacaahmet Mezarlığı’nda Miskinler Tekkesi’nden Saraçlar Çeşmesi’ne inen yol üzerindedir.
     
Yükleniyor...