Şeker Ahmet Paşa Hayatı ve sanat Üslubu

'Biyografi' forumunda Aysell tarafından 18 Mar 2012 tarihinde açılan konu


  1. Şeker Ahmet Paşa

    Doğum 1841
    Ölüm 5 Mayıs 1907
    Meslek ressam, asker, devlet adamı
    Şeker Ahmet Paşa, Osmanlı ressam ve devlet adamı.

    HAYATI
    1842 – 1913 yılları arasında yaşayan sanatçı İstanbul’un Üsküdar semtinde doğmuştur. Asıl adı Ahmet Ali’dir. Çok tatlı bir dile sahip olduğu ve insanların gönlünü hep hoş tuttuğu için ‘’şeker’’ lakabını almıştır. Tıbbiye Mektebinde tıp öğrenimi görürken, sanata olan düşkünlüğü sebebiyle Harbiye Mektebi’ne geçerek resim sanatının temellerini burada almıştır. Askeri okul çıkışlı olan sanatçı burada anatomi ve perspektirf derslerini alarak kendinde var olan yeteneğini geliştirmiştir. 1861 yılında Sultan Abdülaziz tarafından Paris’e gönderilerek resim eğitimine katkılar sağlamıştır. 9 yıl Parsite kalan sanatçı burada Leon Gerome ve Gustave Boulanger atölyelerinde çalışarak Batılı anlamda resim sanatını gözlemleme ve öğrenme fırsatını bulmuştur. Burada kaldığı süre boyunca da pek çok sergilere katılan sanatçı ismini de duyurmayı başarmıştır. Yurda dönükten sonra 1871 yılında Sanat Mektebinde resim öğretmeni olarak çalışmaya başlayan Ahmet Paşa, çalışmalarını da sürdürmeye devam etmiştir. 1873 yılında Türkiye’de ilk kişisel sergi açan sanatçıdır.

    SANAT ÜSLUBU
    Askeri çıkışlı olan sanatçı sanat eğitiminin bir kısmını burada almış, yeterliliğe sahip olabilmesi içinse Parise gönderilmiştir. Burada aldığı eğitimle yağlıboya resim tekniğinin başarılı örneklerini ortaya koyabilmiştir. Gerçekçilik (realizm) anlayışının ilk temsilcisi ve bu akıma adını koyan Gustave Courbet’in ve Barbizon Okulu’nun etkilerini peyzaj çalışmalarında görebilmek mümkündür. Ahmet Paşa’da onların doğaya içtenlikle eğilen tavırlarını benimsemiştir. Zaten daha çok manzara resimleriyle ve natürmortlarıyla tanınan sanatçının portre çalışmaları da bulunmaktadır. Bunun yanında peyzaj çalışmalarıyla Türk resim sanatını bir adım daha ileriye götürmüştür.Resimlerindeki derinlik algısını ve atmosferi, mekan seçimleri ve resimdeki duyguyu başarılı bir şekilde yansıtan sanatçı lirizmden vazgeçememektedir. Zaten bu tavrı döneminde gerçekleşen pek çok siyasi ve sosyal olayları resimlerine konu etmeyerek sadece doğaya, peyzaja, manzaralara yönelmesinden anlaşılmaktadır.