Sultan Hamid’in hayvan sevgisi

'Tarih Bölümü' forumunda Blue tarafından 7 Eki 2008 tarihinde açılan konu

  1. Sultan Hamid’in hayvan sevgisi

    [Bir defasında yanıma İstanbul’dan gelen peynirle biraz da pasta alarak ziyaretlerine gittim. İlk tenbih ettikleri husus, bundan sonra suret-i kat’iyyede hediye götürmemem oldu. Ben de “peki, baş üstüne” dedim. Hanımefendi koltuğuna oturdu ve sohbete başladı. Bu akşam ki mevzuya Celâl Bey sebep oldu ve dedi ki: Kadınefendinin 60 kadar güvercini vardır. Her gün onları besler, 3-5 tane kadar da kedisi var”. Bunun üzerine Sultan hanımefendi şunları anlattı:]

    Cennetmekân Sultan Hamid, hayvanlara karşı son derece müşfik idi. Bilhassa güvercinleri çok severdi. Sarayda bahçenin her tarafı kafeslerle doluydu. Her çeşit güvercinimiz vardı. Hangi kafeste, hangi cinslerin olduğunu bilirdi. Birisi ölünce, onu sepete koyarlar, Cennetmekân bakar, daha itinalı bakmaları için tenbih eder, sonra giderdi. Son derece üzülürdü. Onlarla pek yakından ilgilenirdi. Bir de pek çok sevdiği papağanı vardı. Papağana çok meraklıydı. O papağanın da öyle bir huyu vardı ki, hiç konuşmaz, sadece Cennetmekânı ayak sesinden tanır ve o geçeceği zaman, önceden: “Padişahım çok yaşa!” demeğe başlardı. Onlar da, yanına gider, “Âferin benim papağanım, âferin sana!” der, okşar ve yollarına devam ederdi. Ma’lûm, papağanlar çok bakım ister. Bir gün çok garip bir hâdise olmuştu. Onu imkân yok unutamam. Papağana bakanlar, kendi aralarında: “Şu papağana bir gün maydanozlu börek verelim de ölsün, biz de ondan kurtulalım. Baş edemeyeceğiz” demişler. O gün Cennetmekân hazretleri geçerken, papağan acı acı bağırmağa başlamış ve “Beni öldürecekler! Maydonozlu börekle öldürecekler!” demiş. Hemen Cennetmekân, papağanın yanına gitmiş, “Kim seni öldürecek? Olmaz öyle şey!” demiş. Demiş ama papağan susar mı? Avazı çıktığı kadar, “Beni öldürecekler!” diye bağırıyormuş. Orada bulunan bakıcılarda renk kalmamış. “Hayır efendimiz, aramızda şaka yapıyorduk. Öyle şey yapmayız” demişler. Papağan susmuş. Biraz da okşandıktan sonra, bu sefer “Padişahım çok yaşa!” diye bağırmaya başlamış. Cennetmekân Selânik’e gittiği zaman, papağanını da istetmişti ama, herşey gibi kayboldu, ne oldu, anlamadık.

    Cennetmekânın şehzâdeliği zamanında evlendiği ilk hanımından Lûtfiye diye bir kızı varmış. O zaman ekseriya Dolmabahçe sarayında bulunurlarmış. Pek de meşhur, gayet iyi konuşan bir papağan varmış sarayda. Bu kız henüz 9 yaşındayken, mübarek gecelerden birinin gününde gayet şık giyinmiş. Annesi aşağı daki bir odaya inmiş. Kalfalar da aşağı da öğle yemeğine hazırlanıyorlarmış. Bu kızcağız kibritle oynarken etekleri tutuşmuş. Söndürmeğe uğraşırken, tesadüf, annesi yukarıya çıkmış. Kızı böyle görünce hemen üstüne atılıyor. Her ikisi yanmağa başlıyor. Onlar böyle uğraşırken, papağan, avazı çıktığı kadar bağırmağa başlıyor: “Yetişin kalfalar, sultanlar yanıyor!” diye. Herkes işitiyor, fakat numara yapıyor diyorlar. Hep böyle bağırınca, hele bir bakalım diyorlar. Ne görsünler, her ikisi de alevler içinde! Güç belâ kurtarıyorlar. Fakat kız ölüyor. Allah rahmet eylesin. O gün, bugündür, Cennetmekân o kızını unutamaz. Bunun için papağanlara da düşkündür. Hayatının son günlerinde bile Beylerbeyi sarayına bir papağan getirtmişti. Lâkin çok berbat bir şeydi. Ne konuşur, ne bir şey ederdi. Vefatlarından sonra orada bulunan kadın efendilerden birisi sırf hâtıra diye onu aldı, ölünceye kadar baktı.

    ***
     
Yükleniyor...